BEHRAM SU's profileBEHRAM SUPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
December 13 Ege'de gemilerin mi battı?Ne zaman dibe vursam oraya kaçarım.Ege'nin huzur dolu dalgalarının vurduğu,küçük koydaki sahile.O gün de öyle yaptım.Yüreğimin sıkıştığını hissettiğim bir öğleden sonraydı.Sahildeki sığınağıma koşar adım gittim.Her seferinde Egenin o eşsiz maviliği, gözlerimden yüreğime doğru bir yolculuğa çıkar ve aradığım huzuru bana hediye ederdi.O eşsiz mavi hep benim karagün dostum olmuştu.Ancak o gün bir başkalık vardı Ege'de.Ne mavi sular, ne de kumsala vuran huzur dalgaları beni kendime getirdi.Sanki kıyıya vuran her dalga bir bomba gibi patlıyor beynimde ve yüreğimi daha da kanatıyordu.Ben bunları düşünürken oturduğum yerin hemen arkasından bir ses dalgaların minik gürültüsünü kesiverdi. -''Hayırdır birader,Karadeniz'de gemilerin mi battı?'' Hiç tanımıyordum adamı.Ama cevapladım: -''Keşke öyle olsaydı.Gemilerim keşke Karadenizin derin sularına gömülseydi.Ki o zaman onların bir daha su yüzüne çıkmayacağını bilir ve kendime yeni bir yol çizerdim.Benim gemilerim Ege'de battı.Ege'nin sığ sularına gömüldü.Ama öylesine bir gömülüş ki bu,yarısı suyun dibinde,diğer yarısı hala su yüzünde gemilerimin.Ne batabiliyorlar,ne de çıkabiliyorlar.İşin bana ızdırab veren yönü bu işte.'' -''Peki,o gemileri batırmak mı, yoksa çıkarmak mı su yüzüne? Hangisini yapmak istiyorsun,önce buna karar ver.İşte o zaman ızdırabın son bulacaktır.''dedi adam. Tanımadığın adamın bu söyledikleri aylardır yüreğimi kemiren bir fareydi zaten.Ne dibe,ne yüze yol alabiliyordum.Asıl çözülmesi gereken buydu.Ama nasıl?Ve neden illa ki bu soru? Ve işte yine bir sürü soru tomarı Ege'nin sularında beliriverdi.Ben ise çaresizlik içinde Ege'nin sığ sularında bir türlü batamayan gemilerime kaptanlık yapmaktan vazgeçtim.(B.SU) December 11 Rivalion:Tanrı'nın Büyük Sırrı
2008 yılında raflarda yerini alacak olan Rivalion:''Tanrı'nın Büyük Sırrı'' isimli romandan bir kaç alıntı. December 10 David ve KızıDavid yatakta uyuyan küçük kızına böbreğinin birini vermiş olmanın huzurunu yaşamıştı bir yıl önce.Ancak şu an duyduğu ızdırap onu çok yıpratmıştı.Çünkü böbrek geçen bir yıl içinde iflas etmiş ve kızı tekrar diyalize mahkum etmişti. 6 yıllık diyaliz ızdırabından kurtulmanın huzurunu ancak bir sene yaşayabilmişti küçük kız.David doktora dönüp sordu :''Diğer böbreğimi de vermek istiyorum doktor''
-''Bu imkansız,bu kez siz diyalize bağlanmak durumunda kalacaksınız.Hem etik olarak mümkün değil bu''
-''6 yıl bekledik bir böbrek için doktor bey ve bulunamadığı için ben verdim böbreğimin birini. Şimdi kaç sene sonra bulunacak ki bir böbrek?''
-''İmkansız bu David.Bir hastanın kurtulması için,başka birini hasta etmek etik olmaz.Belki bir kadavra bulunur,ümidinizi yitirmeyin.Bu konuda size öncelik tanınacaktır.''
-''O halde size yardımcı olayım.Kızımı iyileştirin doktor.Benim böbreğimle yaşayacak .O benim kızım!'' diyip belindeki silahı çıkararak intihar eder. December 04 DinleDinle! Önce dinle. Dinlemek öyle yüce bir meziyettir ki,bir alimi dinleyen olmasa onun anlattığı bilgiler ne işe yarayacak ki... O halde dinle ey insan,dinleki bilgi seni bilge eylesin. Sus ve sadece dinle. -behram su- Kayıp şehrin delikanlısı (muğlaya)
Kırık bir vazo gibi hayaller. çamurdan heykeller gibi geçmiş zaman masalları.
İlerde,bir vapur düdüğü. İyot kokusu ayaklarımı ıslatıyor, İstiridyeler topluyor gözlerim ellerinden.
Efkarlı sokaklar geçiyor gözlerimin perdesinden, Kararlı işadamları gibi sıkıcı ama üsturublu.
Balıkçıların anneleri Karşı kaldırımın trafik levhaları Otomatik kapılı mağazalar Gerekli gereksiz mısralar.
Kaybolan anahtarlar Kaybolan cüzdanlar Kayıp eşya büroları Bekleme salonları
Kayıp şehrin adamcıkları Bu gece gökyüzünden Sarkıyorlar dünyama Kamelyadaki leylaklar gibi.
Gidiyor vapurum Jetonsuz yolculuklar başladı. Sustalı gibi açılıyor yüreğim Kitleniyor,kapanmıyor.
Kayıp şehrin adamcıkları İyot kokulu ayakları ile bekleme salonlarında Benimle,şehrimle kayboluyorlar. Anlamak güç
Bir yokuş başında İhtiyarca bir adam. Yukarıda eski bir ev: Açık penceresinden Lambanın ışığı kaçıyor sokağa.
Yokuşun başı karanlık. İhtiyarca bir ışık İniyor aşağıya, Açık saçık bir küfür gibi. İhtiyarın keyfi kaçıyor sokağa.
İhtiyar bir ev penceresi Açılıyor yokuşa. Lambada bir ihtiyar cin Kıkır kıkır gülüyor Neşe saçıyor sokağa.
İhtiyar ışıklı eski bir pencereli Ev Var yokuşun Başında. Bir sandalcı ve bir entelin hikayesi
Yüreğinin Müebbet MahpusuyumYüreğinin Müebbet Mahpusuyum Ben
Kaç gündür hiçbirşey yazamıyordum.Bu kez kelimeler oyun oynuyordu bana. İhanet içindeydi hepsi tek tek.Halbuki yalnız kaldığım yaz akşamlarında öylesine kolay dökülürdü ki cümleler dudaklarımdan.Ve yazmak öylesine kolay olurdu ki.Ama bu kez farklıydı her şey. İhanet içindeydi sanki cümlelerim.Sadece yazamamak değildi yüreğimdeki boşluk.Hiçbirşey yapamaz hale gelmiştim. Ruhumun kalp atışları durmuştu.Bir kalp krizi gibi aniden durmuştu hayat.Tik takların sesi duyulmuyordu yalnızlık zindanımda.Firar etmeliydim tek kişilik zindanımdan.
Hiç olmadık bir anda,bir savaş uçağının aniden gökyüzünde belirip,gürültüyle ikiye böldüğü gecenin karanlığı gibi sesler döküldü kağıda.Yazabiliyordum.Hem de beynimin ürettiği kelimelere, parmaklarım yetişemiyecesiye yazıyordum.Bu apansız değişimin bir sebebi olmalıydı. Bir şampiyon boksörün yumruğu kadar güçlü bir sebep.İşte o gücü bana hediye eden gözler şimdi tam karşımda bana bakıyordu.Eski bir fotoğraftaki gözler ancak bu kadar canlı olabilirdi.
Onun gözlerinin içinden yolculuğa başlayan trenin tek yolcusuydum ben.Son istasyona yol alıyordu tren ağır ağır.Yemyeşil ormanların içinden geçtik.Rayların hemen sol tarafında masmavi bedeni ile Akdeniz gülümsüyordu bana.Ben o trenin tek yolcusuydum dedim ya,önceki yolculuklarımdaki gibi değildi bu sefer.Bu sefer çok başkaydı.Bambaşka bir coğrafyaya yol alıyordum.Son istasyona giden yolculuğumda her şeyimi feda ettim.Fedalarım bu göçe kurban olsun dedim.Öyle de oldu zaten.Her kazancım kurban oldu teker teker.Ve son istasyona vardık.İstasyonun tabelasında YÜREĞİM yazıyordu.Onun yüreğinde bitmişti yolculuk.Ardımda,çocukluğumdan beri biriktirdiğim ve kumbaramda sakınarak sakladığım tüm dostlarımı,sevdiklerimi,evimi,anılarımı ve hayatımı bırakmıştım.Onun yüreğine yaptığım yolculukta trenin penceresinden bir şey daha atmıştım akdenizin mavi bedenine:Yıllarımı verdiğim,hayatımı hiç düşünmeden feda edebileceğim,benim için her şeyden daha değerli bir şeyi.Özgürlüğümü.Ve artık tek kişilik yalnızlık hücremdeki özgürlüğümden kurtulmuş,Senin yüreğinin mahpusu olmuştum.Yüreğinin müebbet mahpusuydum ben bundan sonra.
Runyacığıma………… ŞÖYLE DERİZ Kİ....Bir arkadaşım şöyle der:'' Yahu neden benim istediğim herşey olmuyor dersen;mutsuzsun. Daha kötüsü de başıma gelebilirdi diyebiliyorsan;mutlusun''
Ben de derim ki:'' Mutluluk,aynadaki görüntünde gizlidir''
SİZİN DİYECEK BİR SÖZÜNÜZ YOK MU?
December 03 RUNYACIĞA.....Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? Sen benimle hiç olmadın ki......... (c.yücel) December 01 Kaçak AşkO gün, sabah ezanının sesiyle uyandı adam. Yataktan ilk defa inlemeden doğruldu. Sırtındaki o ızdırap veren ağrıyı hissetmemişti bu kez.Nedenini hiç sorgulamadan,arka bahçeye bakan odasının mavi çerçeveli küçük penceresini açtı ilk önce.Aniden içeriye tertemiz bir hava doldu.Odayı bir anda nedeni belirsiz bir umut doldurdu. İçine çekti umudun nefesini. Huzuru hissetti.İçi kıpır kıpırdı.Büyük bir enerji hissetti ruhunda.Sonra gözleri arka bahçenin tam ortasındaki küçük havuza ilişti.Havuzun içinde bir gölge belirdi. Alacakaranlıktan bunun ne olduğunu kestirmeye çalışıyordu. Merakla gözlerini iri iri açtı. Gölge tekrar hareket etti. Yavru bir kedi olmalı diye düşündü.. Fakat gölge ayağa kalktı.Bu bir kediden daha irice bir şeydi. Seslenmek istedi önce,sonra vazgeçti.Gölgeyi sessizce izlemeye karar kıldı.Ötedeki dağdan gelen hafif ama soğuk rüzgar havuzu yalayıp yüzüne dokundu. Ürperdiğini hissetti adam. Ama yelden değildi ürperti,gölgenin yeni başladığı hareketiydi sebep. Havuzun içine girmişti.Suyun üzerinde olduğu yerde dönüyordu belirsiz nesne.Küçük bir çocuk kadar boyu vardı ve bir ağaca benzetti bu kez onu.Minicik,narin dalları olan günahsız bir ağaç.Beyaz ruhlu bir ağaç. Kendi etrafında ağır ağır dönüyordu.Ve Ilgaz dağın soğuk rüzgarları ona ezgi olmaya başladı. Rüzgarın her hareketi bir notaya dönüşüyor ve gölgeye tempo veriyordu.Gölge ağaç dönüyordu aşkla. Etrafı nergis kokuları sardı o anda. Gölge huşu içinde raksına devam ediyor,rüzgar susmuyordu.Adam pencereden atlayıp küçük havuza doğru yürümeye başladı. Adımlarını hızlandırıp bir an önce kavuşmaktı oraya. Fakat O hızlandıkça,havuz ve üzerinde rakseden gölge ondan uzaklaşıyordu.Ona büyük bir arzuyla sahip olmak istiyordu.Ona hizmete hazırdı adam. Koşmaya başladı.O koştu,hedef uzaklaştı.O koştu,aşk ondan kaçtı.Ve bir daha asla yetişemedi. November 21 AbeceAbcdef diye başlayan yazının işaretleri olmasa idi şimdi bunları okuyamıyor olacaktınız.Ben de yazamıyor olacaktım tabiki. Binbir çeşit yazı işaretcileri kullanıldıktan sonra,insanoğlu latin harflerini çok bi sevmiş ve daha çok bunları kullanır olmuş.Ve konuşma dillerine bu harf denen işaretleri uyduruverip yazıya dökmeyi de becermişler,becermişiz.Yazı birçok amaçla kullanılmaktadır.Edebiyatta,haber iletmede,uyarma amaçlı,bilgi amaçlı vesaire vesaire... Şimdi size bir öneri;hayatınızdan bir günlüğüne yazı denen olgunun işaretliyicilerini yani harfleri çıkartın. Bir gün onsuz neler yapabilirsiniz/yapamazsınız gözden geçirin.İşte size ev ödevi,bu gözden geçirmeyi akşam bir kağıda dökün.Yazısız hayatın anlamını bana anlatın ne olur?Ya da anlamsızlığını...
Ve bana, okula gönderilmeyen çocukların anne babalarının haklılığını inandırmaya çalışın! November 15 Ne olursan ol.......''Come, Come again ! Whatever you are... Whether you are infidel, idolater or fireworshipper. Whether you have broken your vows of repentance a hundred times This is not the gate of despair, This is the gate of hope. Come, come again...'' (Mevlana Celaleddin Rumi) August 31 SenSen,bir faça bıraktın yüreğimin yüzüne
Nerde kaldı eski fotoğraflardaki gülüşün Dünün eylülleri bulanıklaşıyor ruhumdaki denizde Düşlüyorum ve düşüyorum Ve üşüyorum bugünlerde Sen,bir faça bıraktın yüreğimin yüzüne
Ne şarkılar ne de hatıralar teselli oldular Ki umut dokumuştuk notalarına Ki kırmızı güller yetiştirmiştik ön bahçede Ki, kimsesiz aşklar kalmamıştı yeryüzümüzde Sen,bir faça bıraktın yüreğimin yüzüne
Avuçlarıma almıştım Akdeniz’i Tüm mavi yüzgeçli balıklarıyla Ve hatta balıkçı tekneleriyle Avucumdaydı Akdeniz Sen,bir faça bıraktın yüreğimin yüzüne
Düşüncelerimin çatısında tüten bir baca yoktu İnan, yoktu Rüzgar nereye savurursa ruhumun toz zerreciklerini Oraya kamp kurmuştu geleceğimin meali Sen,bir faça bıraktın yüreğimin yüzüne
Ve bu akşamın karanlığında Yarına atarken kulaçlarımı Vedalarımın öpücüklerini bıraktım Son istasyonuma Ben,bir şiir bıraktım yüreğindeki romanın sayfa arasına. August 24 Yeşil Fileli ŞiirYeşil Fileli Şiir Çarşı pazar gezdim Elimde bir yeşil file Bir kaşık çorba içtim: İçim üşümüştü ya, Sarmalandım Denizden bir örtüyle. Ne çarşı pahalı bu sabah Ne çorbam sıcak, Üşüyorum a çocuk Deniz örtü olmuş Bedenime. Yürüyorum Gülüyorum dünlerimeElimde yeşil bir file . Deniz BoyacısıDeniz Boyacısı Bu sabah elimde boya kutusu Yolculuk küçük sahile: Yalınayak duygulardayım, Hey,yokluktan değil Umarsızlığımdandır ayakların yalınlığı.
Bu sabah elimde boya kutusu Denizi boyamaya çıktım: Dalgalara bir pembe,bir turuncu Sonra da ebruli bir renk bıraktım Beğenmedim,sildim beyazımla.
Bu sabah elimde boya kutusu Maviliğe saldım bir kırmızı: Hoş oldu cankardeş Baksana ne de sevecen. Beğenmedin, sildim siyahınla.
Bu sabah elimde boya kutusu Denizi boyadım: olmadı Vazgeçişlerdeyim Renk tutmuyor içimdeki deniz Olsun,ertesi sabah yine boyacıyım. July 14 HAYALLERİMHayallerim DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜMDün Gece Bir Rüya Gördüm BİR GÜN KENDİNİ GÖRECEKSİN Birgün kendini Göreceksin YALNIZLIĞIMIN HIRSIZIYalnızlığımın Hırsızı Yalnızlığı paylaşılası sanan beyni küçük canlar gönül soframa misafir oluyorlar her gün.Zannediyorlar ki,paylaşacağım yalnızlığımı onlarla.Ey,küçük beyinli can kardeş:Yalnızlık paylaşılası bir olgu mudur ki?Yalnızlık bir kırmızı elma gibi ortadan ikiye ayırabileceğin meyve midir sanırsın?.O, sayı doğrusunun en ortasındaki rakamdır.Yalnızlık sıfırdır.Bölünmez üçe,beşe.Lakin ilginç olan nedir bilir misin?Sıfır değerinde olan yalnızlık,bir çift sayıdır.Yani tekil değildir.Diğer çift sayılar gibi bölemezsin işte.Gariptir.Paylaşamazsın.Ama bir çifttir o. Elma gibi bölemediğin yalnızlığını,yer sofrana oturan,apansız oturan,biri, yumruğuyla,bir soğanı ezer gibi güm diye çalıverir.Yalnızlık bölünmez ama ezilir.Yalnızlık paylaşılmaz ama biri aniden birgün çalar onu senden. Yalnızlığımı paylaşmayın ey cüce beyinliler,eğer hüzün veriyorsa yalnızlığım size,oturun yer soframa ve cesurca bir yumruk vurun yalnızlığıma.Çalın onu benden.Yalnızlığımın ortağı değil,hırsızı olun. |
|
|