BEHRAM SU's profileBEHRAM SUPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 14

    HAYALLERİM

    Hayallerim
    Dün akşam dokuz yaşındaki oğlum bana bir şey sordu:''Baba,senin en büyük hayalin ne?''
    Cevabım net ve kısa oldu:''Benim hayallerim kalmadı oğlum''.

    Sonra,balkona çıktım.Bir sigara yaktım ve gecenin bulutlarla gizlediği yıldızlarına üfledim dumanımı.Aklım oğlumun sorduğu soruya verdiğim cevaba takılmıştı.''Benim hayallerim kalmadı oğlum''.

    İlk büyük hayalim çocukkendi.İtfaiyeci olmak istiyordum.Sonra kamyon şöforu olmayı hayal ettim.Biraz daha uzayınca boyum öğretmen olmak en iyisi demiştim kendi kendime.Lise yıllarında en büyük hayalim bir savaş uçağı pilotu olmaktı.Lise biterken arkeolog olmak en büyük hedefim haline geldi.Sonra çokta istemediğim bir bölümü kazandım öğrenci seçme sınavlarında.Hayallerim değişti.Üniversitede hoca olarak kalmalıydım.İyi dereceyle biten okulumda Hoca olamadım tabiki de.Mesleğimde zirveye ulaşmak en büyük rüyam oldu.Bunu da başaramadım.Sonra meslek değiştirdim.On yılımı verdiğim mesleğimin tam da zirvesine ulaşmışken,hayallerim yön değiştirdi ve kendi işimi kurdum.Ve bir hayalkırıklığı daha.Çok şey harcadığım hayallerim bir türlü gerçekleşmedi.Nedenini hiç sorgulamadım,sorgulamış olmamda bu saatten sonra birşeyleri değiştirmeyecekti zaten.

    Şimdi mi? Şimdinin cevabını dün akşam oğluma verdim.''Benim hayallerim kalmadı oğlum''
    İlk defa dün gece yaşlanıyor olduğumu farkettim.Acaba hayallerimiz mi bizi yaşlandırıyordu,yoksa hızla akıp giden hayat mı hayallerimizi azaltıyordu.Bunu bilmiyorum ama,bildiğim şey şu artık:''Benim hayallerim kalmadı oğlum''

    DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM

    Dün Gece Bir Rüya Gördüm
    Şehir bembeyaz, dün gece yağan kardan.Sessiz ve kimsesiz bir çocuk gibi uyanmış sanki bu sabah.Tek bir ses yok havada.Kar,denizin üzerini bembeyaz bir yorganla örtmüş sımsıkı.Yanımdasın.Üzerinde bembeyaz uzun bir elbise var.Yüzünde o tatlı gülümsemen.Ellerinden tutuyorum sımsıkı.Yürüyoruz köprünün üzerinde.Sadece biz varız şehirde.Köprünün karşısında sanki ümitlerimiz.Adımlarımız hızlanıyor. Tam köprünün sonuna yaklaştığımızda,üç tane jet uçağı geçiyor üzerimizden.Bir şeyler atıyorlar aşağıya.Bunlar bembeyaz papatyalar.Tüm şehir ve altımızdaki deniz papatyalarla kaplanıyor aniden.İstanbul şimdi papatya kokuyor.Karşıya varıyoruz.Kar, yerini yemyeşil çimenlere,pembe çiçekli badem ağaçlarına bırakıyor hemencicik.Baharın doğumunu görüyoruz. Karşıdan küçük bir çocuk bize doğru koşuyor.........

    BİR GÜN KENDİNİ GÖRECEKSİN

                                              Birgün kendini Göreceksin

    Gökyüzü,küçük tepenin ardından doğan güneşin, altın sarısı portakal rengiyle uyanmaya çalışıyordu.Uçurumun hemen altında ufuk çizgisine kadar uzanan ova koyu yeşilden,yavaş yavaş kızılımsı bir renge dönüşüyordu.Ovanın tam ortasındaki büyük meşe ağacının yaprakları parıldamaya başlamıştı.Oturduğum kayanın arkalarından gelen su sesi,bir şelaleye ait olmalıydı.yüzüme vuran serin sabah rüzgarı kuzeyden esiyordu.Sırtıma öyle bir çarpıyordu ki,oturduğum kayanın kenarlarından sıkı sıkı tutunmak zorunda kalmıştım.Bütün bunları düşünürken,ovanın hemen batısındaki küçük tepenin arkasında bir toz bulutu belirdi aniden.bir atlı olmalıydı bu toz bulutunu çıkaran.Uzaktan seçmek zor oluyordu.Ama ıssız ovanın sessizliğini bozan şelalenin sesine , at nalı sesi de eklendi.Evet tepeciğin ardından uçurumumun kıyısına doğru bir atlı geliyordu dörtnala. Yaklaştıkça üzerine düşen güneşin kızıl rengi esrarlı bir görüntü oluşturmuştu.Simsiyah bir attı bu. Ama atı süren yeni doğan güneşle tam aramda kaldığı için gözlerim kamaşıyor ve onu görememi engelliyordu.Sonra atlı birden yön değiştirdi.İşte o an gördüm onu ilk kez.

    Siyah yeleli atının soluk sesleri artık duyulmaya başlamıştı.Önce yavaşladı,rahvan bir koşuştu şimdi bu.Ama ben artık atı değil,atlıyı izliyordum.Önce bacakları dikkatimi çekti.upuzundu.ve atın yürüyüşü ile aynı ahenkte hareket ediyordu.sonra gözlerim yukarıya kaydı hızla.Gemi sıkı sıkı kavramış ince ama güçlü ellerini farkettim.Ve yüzü.Yüzü, atının yeleleri gibi simsiyahtı. Ve uzun saçları;yüzünü hepten kapamıştı kuzeyden esen rüzgar nedeniyle.Kayalığıma on metre kadar kala durdu.Görüşünü kapatan uzun siyah saçlarını savurdu önce.Sonra ağır ağır kafasını benim oturduğum yöne doğru çevirdi.işte o an gördüm ilk kez gözlerini.
    Şelalenin sesi her nedense duyulmaz olmuştu.Ne güneşin gökyüzünü sarıdan kızıla boyayışını görebiliyor,ne de ovanın orta yerindeki yalnız meşe ağacını.Uçurum,kayalıklar,batı yönündeki tepecik,sırtıma vuran soğuk rüzgar hepsi yok olmuşlardı.Sadece gözler vardı tam karşımda.İşte o an ilk kez gördüm ölümü.kendi ölümümü.

    YALNIZLIĞIMIN HIRSIZI

    Yalnızlığımın Hırsızı

    Yalnızlığı paylaşılası sanan beyni küçük canlar gönül soframa misafir oluyorlar her gün.Zannediyorlar ki,paylaşacağım yalnızlığımı onlarla.Ey,küçük beyinli can kardeş:Yalnızlık paylaşılası bir olgu mudur ki?Yalnızlık bir kırmızı elma gibi ortadan ikiye ayırabileceğin meyve midir sanırsın?.O, sayı doğrusunun en ortasındaki rakamdır.Yalnızlık sıfırdır.Bölünmez üçe,beşe.Lakin ilginç olan nedir bilir misin?Sıfır değerinde olan yalnızlık,bir çift sayıdır.Yani tekil değildir.Diğer çift sayılar gibi bölemezsin işte.Gariptir.Paylaşamazsın.Ama bir çifttir o.

    Elma gibi bölemediğin yalnızlığını,yer sofrana oturan,apansız oturan,biri, yumruğuyla,bir soğanı ezer gibi güm diye çalıverir.Yalnızlık bölünmez ama ezilir.Yalnızlık paylaşılmaz ama biri aniden birgün çalar onu senden.

    Yalnızlığımı paylaşmayın ey cüce beyinliler,eğer hüzün veriyorsa yalnızlığım size,oturun yer soframa ve cesurca bir yumruk vurun yalnızlığıma.Çalın onu benden.Yalnızlığımın ortağı değil,hırsızı olun.