BEHRAM SU's profileBEHRAM SUPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 22

    BÜTÜN ALEM BiR İÇİNDE

    Onsekizbin alemin cümlesi BiR içinde
    Kimse yok BiR den ayruk, söylenir BiR içinde
    Cümle BiR onu BiRler, cümle ona giderler
    Cümle dil onu söyler, her BiR tebdil içinde
    *** ***
    Kim gördü onu ayan, ne nakşu ne hod nişan
    Söz "len terani" dir, Musa'ya Tur içinde
    Yunus sen ne dilersin, dostu görem der isen
    Ayandır görenlere, ol gönüller içinde

    YUNUS EMRE

    April 21

    Teşekkürler SIM

    Su gibi aziz ol, yani hem su gibi mütevazi , haddini bilen, hem de su gibi kıymetli.
     Gönüllerine bereket, ne güzel bir duâ!
    Su hayattır, su azizdir.

    Su hem hayat, hem de değer katar. Hem kendisi çok kıymetlidir, hem de bulunduğu yeri kıymetlendirir.
    Nerede su varsa orada hayat vardır, orada izzet vardır. Suyun bulunmadığı bir hayat düşünebilir misiniz?
    Su üzerine söylenecek çok şey var. İlk akla geleni, atalarımızdan yadigâr bir dua; kısa ve öz: Su ikram edildiğinde içilir, Allaha hamd edilir ve arkasından suyu verene su gibi aziz olasın diye dua edilir.
    Su gibi aziz olmak ne güzel söz

    Su alabildiğine mütevazi ve alabildiğine kıymetlidir. Su gökten indirilmiş olmasına rağmen bulunduğu yerin en aşağı kısmında durur, oraya akar. Mütevazilik yaradılışındadır. O mütevazi oldukça değeri artar. Aşağıya akar, akar da toprağa karışır, her şeye can katar.

    Tevazuyu belki su kadar başka bir varlık anlatamaz. Onun mütevaziliğinin eşsizliği kadar kıymeti de eşsizdir. Demiştik ya, onsuz hayat olmaz. Kainatın sahibi, Her şeyi sudan canlı kıldık (Enbiya, 30) buyurarak, mütevaziliğine karşılık suya verdiği değeri ilan eder.

    Su gibi aziz ol, yani hem su gibi mütevazi , haddini bilen, hem de su gibi kıymetli.
    Gönüllerine bereket, ne güzel bir dua

    Temiz ve temizleyen
    Suyun kıymetinin önemli sebeplerinden birisi de hem temiz, hem de temizleyici olmasıdır.
    Suyun bulunmadığı yerde temizlik olabilir mi?

    Yüce Mevlâ suyun tertemiz olduğunu şu ayette beyan buyuruyor: Biz, ölü olan toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanların ve nice insanların susuzluğunu gidermek için gökten tertemiz su indirdik (Furkan, 48, 49)
    Yüce Mevlâ, suyu tertemiz olarak belirli bir miktarla ( Müminûn , 18 ) gökten indirdi ve onu yeryüzünde kaynaklara yerleştirdi (Zümer , 21). Tertemiz olan suyun aynı zamanda temizleyici olduğunu bize bildirdi.

    Bedir savaşı esnasıydı. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ordusu susuz kalmıştı. Yorgunluk ve kalplerde gevşeklik baş göstermişti. Herkesi hafif bir uyku sardı. Ansızın yağan yağmurla kendilerine geldiler. Yüce Mevlâ olayı şöyle anlattı:
    O zaman (Allah, kendi) katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize bir su indiriyordu. ( Enfâl , 11)

    İnsan düşününce anlıyor, su gibi aziz olasın olağanüstü güzellikte bir teşekkür ve dua: Su gibi tertemiz olasın. Maddi ve manevi kirlerden uzak olasın. Ve& Su gibi başkalarını temizleyesin, bulunduğun yerlerde zulmü, kötülükleri gideresin; insanların kederlerini ve sıkıntılarını yıkayasın Su gibi
    O kötülükler, o sıkıntılar sana zarar vermesin, sana bulaşmasın. Su gibi Sen yine Allahın yaratmış olduğu en güzel hal üzere, Onun halifesi olarak hizmetine devam edesin. Su gibi

    Su gibi mütevazi ,
    Su gibi kıymetli,
    Su gibi tertemiz,
    Su gibi temizleyici,
    Kısaca su gibi aziz olmak dileği ile!

    April 11

    Sehpamdaki kahve fincanı

    EHL-İ KEYFİN KEYFİNİ KİM TAZELER? TAZE ELDEN TAZE PİŞMİŞ TAZE KAHVE TAZELER...! (Cemal Çam)

    April 09

    Kırmızı Senfoni

                                                      

     

    Bir hafta sonu akşamı oturmuşuz    üçlü İskandinav koltuğumuza, çekirdek çitletip Türk filmi izliyoruz. Reklamlar girdi araya. Arkadaşım bana dönüp sordu :

     

    -‘Dünyaya bir daha gelecek olsaydın, ne olarak gelmek isterdin?’’

     

    Cevabı benim için pek kolay bir soruydu. Öğrenmiştim(!),öğretilmişti yıllar önce. Dokuz yaşındaydım sanırım. Bir yaz tatilinde dedemlerin köyüne gitmiştik. Zeytin bahçelerinin arsında küçücük bir köy. Pek sakin,pek huzurlu.Bahçeye götürdü dedem beni o sabah.Erkenden karakaçanın sırtına atladık, ‘deh’ diyerek yola koyulduk. Uzun boylu, beyaz tenli, hışırtılı bir sese sahip kavak ağaçlarının arasında geçerken aniden durdu yaşlı merkebimiz. Dedem indi önce aşağıya, beni de kucaklayıp indirdikten sonra karşı dağın eteklerindeki kızıllığı gösterdi bana. Kıpkırmızı bir kalabalık vardı orda.

     

    -‘Kızılcık ağaçları’ dedi dedem başımı okşarcasına bir sesle. ‘Eğer bir daha dünyaya gelseydim ne olmak isterdim biliyor musun? Renk olmak. ’

     

    Bunları söylerken sesindeki değişime şahit oluyordum. O yumuşak ses ağır ağır bir senfoninin en coşkulu bölümüne dönüşüyordu.Sanki bir Mozart dinliyordum,yada Vivaldi. Sesindeki coşku arttıkça ben daha bir merak içinde kalıyordum.Senfoninin sonunu bir an önce duymak istiyordum.

     

    -‘Kırmızı.!! Renklerin Tanrısı.!! Diğerleri her sabah gün doğmadan onun etrafında saf tutarlar. Ona şükrederler, ondan af dilerler.Kırmızı onlara verendir her zaman.Can veren,renk veren,koku veren. Kırmızı!Renklerin efendisi. -Bakma sen güllerin kırmızı renkli olduğuna. Kırmızıyı koklasan gül   kokusunu duyamazsın. Kırmızı, papatya kokar.Mis gibi kır papatyası hemde.- Bir yazar söylemişti bunu.Önce itiraz ettim.Papatya beyaz olur diye. Sonra kırmızıyı koklamayı öğrenince hak verdim Orhan ağabeyime. Önce koklamasını öğreneceksin.!!

     

    ‘Tüm renkler solar gün batımında.Bir tek kırmızı kalır garbta.Onun muhteşem bedeninin içerisinde tüm renklerin ruhlarını hissedebilirsin.Olur tabiî ki. İyi bak garbe gün batarken. Bakmasını öğreneceksin sonra!!'

     

    ‘ Kızılcık Ağaçları. Onlar tıpkı zeytin gibi uzun ömürlü olurlar. Yüzlerce yıl yaşındadır karşı yamaçtaki kızılcıklar. Kökleri sanki yarın toprağı terk edecekmiş gibi yüzeye yakın durur.Ama devasa boyda olanları vardır.İlk çiçek açan meyvedir.Şubatın başında rengarek yapar ormanı. Bütün toprak soğuktan buzla kaplansa bile,o dimdik ayakta kalmasını bilir.Çok sıcak yaz günlerinde meyvelerini cömertçe sunar insanoğluna.Hem de bir mevsimde 3-4 kez. Kızlcık ah kızılcık.Renginden aldığın gücü insanoğluna karşılıksız vermeyi bilen kızılcık. İşte oğlum.Öğreneceğin son şey de bu. Karşılık beklemeden vermeyi öğreneceksin!! Ancak o zaman Kırmızıya ulaşabilirsin’ (Behram Su 2008)

    April 08

    Belki Yine Gelirim

    ..Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir

    Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa

    Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem

    Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü

    İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne

    Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz

    Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün... (AhmetTelli )

    April 07

    ÇOCUKTUK

     

     

    Annem bana ilk çim adamı aldığında 12 yaşında idim.Kızkardeşimle birlikte onu bir küçük tabağa yerleştirip evin en baş köşesine koyduk.Bir kadın çorabının içine doldurulmuş talaşlar ve üzerine eklenmiş çim tohumlarından oluşan bir oyuncağımız olmuştu artık.Ön tarafına düğmeden gözler yapılmış ve bir telle çorabın ucu sıkıştırılarak burun kondurulmuştu.Ağzı yoktu çim adamımızın ama olsundu,yine de bizimle konuşuyordu o.Her su verişimizin ardından biraz daha uzuyordu saçları(!) Ve bu bize neşe veriyordu. Bir hafta tek bir filiz bile vermeyen çim kafamız,aniden saçlanmaya başlamıştı.Ve hızla uzadı saçları.Saçına kırmızı-mavi kurdela bile bağladık toka niyetine.O kadar şirin olmuştu ki ilk gün taktığımız ismi değiştirdik.Jul Brain’a benzetmişti babam onu. Bu Yüzen Mr. Spak diyorduk ona.Sonra ismi değişti tarafımdan.Kermit koydum.Aslında kurbağa Kermitin de saçları yoktu.Olsundu,ben çocuktum ve öyle olmasını istemiştim.Oldu da. Kim karışabilir ki benim oyuncağımla olan ilişkime. Kardeşimde pek sevmişti bu ismi. Çim adamın çimden saçları her geçen gün uzuyordu. Ve bir gün boyunu aşan saçlarını kırpmamız gerektiğini buyurdu babam.Ne olduysa bundan sonra oldu zaten.Kırpık kafalı oyuncağımızın o günden sonra saçları çıkmadı bir daha.Ve kafasında mantarımsı küfler oluşmaya başladı.İki kardeş her gün başına geçip ona bakıyorduk.Ama o hiç pas vermiyordu bize.Zaten kötü kötü kokmaya da başlamıştı.Annem bir gün çöpe atıverdi çimkafayı.Çok üzüldük.Ağladık iki kızkardeş. Olsundu .iki gün sonra unuttuk zaten.Çocuktuk çünkü.Kim karışabilirdi ki bize.Başka bir şey bize neşe verirdi nasıl olsa….

     

    -Efendim anne?

    -……….

    -o pembe çemberde ne öyle anne?

    -…….

    -Holihop mu?Belimde mi çevireceğim.

    -……

    -Yaşasııın! Haleeee, kız koş!!Bak annem ne almış bize…

    Yeşil Şiir

     

     

    Yeşil renkli bir şiir yazasım geldi

    Yaprakları anımsamak için.

    Kestane ağacı yapraklarını.

     

    Sen hiç yeşilırmakta yüzdün mü?

    Tek başına.

    Akıntıya bırakarak kendini ama.

    Yüz bak;benliğini bulacaksın.

     

    Kestane ağacı yapraklarını

    -Yeşili kayıp olmuş yapraklarını-

    rüzgar üzerinden alınca;

    yüz yeşilırmakta.

     

    Yeşil ırmak Egeye dökülmese de

    Marmarada buluşur suları

    Bırak kendini akıntıya;

    Bi bırak, Egeyi bulacaksın.

     

    Orada,hemen kaz dağlarının

    Ötesinde

    Kestane ağaclarını bulacaksın.

    Yeşil senin olacak,

    Yemyeşil bir şiir okuyacaksın.

    2003(B.Su) 

    April 01

    Meh-i Seda....

    Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm
    Hangi ferman dokundu bakışlarına senin
    Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm
    Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin

    Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var
    Muhteris aynaların eskidiği yerdesin
    Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var
    Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin

    Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında
    Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum
    Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde
    Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum

    Memnu bir zerrin kadar edalı ve soylusun
    Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir
    Bağbozumunda bile yediveren boylusun
    Gün olur ki, kalbinde gözlerin filizlenir

    Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde
    Rüzgarın her busesi içimde kurşun olur
    Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde
    Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur

    Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar
    Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın
    Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar
    Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın

    Nurullah GENÇ

    Boncukçu

     
     
    Sepetime rengarenk boncuklar koydum
    kimi mavi,kimi sarı,kimisi de kırmızı
    seçmesi serbest
    alana bedava
    satana şifa.
    kordonda akşam oldu
    geçmiyor artık çıngıraklı fayton
    boncukları kime satam?
    fayton mefta.
    karnım zil çalıyor
    nerede yesek
    ne yesek
    söğüşe mangır yetmez
    simit yesek,boza içsek.
    sepetimde rengarenk boncuklar
    kimi mavi,kimi sarı,kimisi de kırmızı
    hepinize bedava. (B.Su)