BEHRAM SU's profileBEHRAM SUPhotosBlogListsMore Tools Help

BEHRAM SU

Custom HTML

Şu Hayatta Tek Başına İnzivada Kalarak,Sadece Kendi Sesinin Yankısını Duyarak, HAKİKAT'i Keşfedemezsin.Kendini Ancak Bir Başka İnsanın Aynasında Tam Olarak Görebilirsin... Birbirimizin Aynası Olalım...AYNALARdaki sırra baktıkça,içimizdeki ''Tek'' sırra erebiliriz..

Video

LÜTFEN VİDEONUN YÜKLENMESİNİ BEKLEYİN.TEŞEKKÜRLER. WAIT TO LOAD THE VİDEO PLEASE.
 
Emine Mira Burke - Koç Üniversitesi
Yükleyen refref_suvarisi

Custom HTML

"Dinleyen her zerreye bir hitabım var benim / Kâinat isminde hiçten bir kitabim var benim. / Ya hitabımdan okusun ya kitabımdan beni, / Yazdığım efsânede on altı bâbim var benim! / Hey'etimde müttefik magrible maşrik, veche yok, / Gayr-i mer'i zerrede bin aftâbim var benim`"

BEHRAM SU

Occupation
Location
Interests
Ne olursan ol.......
''Come, Come again !
Whatever you are...
Whether you are infidel, idolater or fireworshipper.
Whether you have broken your vows of repentance a hundred times
This is not the gate of despair,
This is the gate of hope. Come, come again...'' (Mevlana Celaleddin Rumi)

Bir yanda tatminsiz dünya gereçleri,bir yanda kandilin aydınlattığı değil kandili aydınlatan ney'im,nur'um..

''Ormanda iki yol vardı.Biz en az ayak izi olanı seçtik.'' Robert Frost

(there was two different way at the forest,we followed the one which has less footprint)


"Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol..

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,

Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,

Hoşgörülükte deniz gibi ol,

Ya olduğun gibi görün,

Ya göründüğün gibi ol...''M.C.Rumi
(be as you look like or look like as you are)

Custom HTML

Hoştur bana Senden gelen Ya gonca gül yahut diken Ya hil’at-u yahut kefen Nârın da hoş,nûrun da hoş Gelse celalinden cefa Yahut cemalinden vefa İkisi de câna sefa Kahrın da hoş,lûtfun da hoş.. Yunus Emre

Custom HTML

BİR'İN İÇİNDE HERŞEY : Sen çok renkli,/ Konuşan bir papağansın/ Sen guguk kuşu/ Sen yeni patlayan/ Hint kirazının çiçeği../ Sen şarkısın,/ Sen terennüm edensin de,/ Sen, en heyecanlı dinleyensin de,/ Sen dağsın,/ Sen nehir,/ Sen rüzgârlı kumsalın yatağı,/ Sen bulut,/ Sen okyanussun,/ Sen gün ışığının kaynağısın,/ Sen yolsun engelsiz,/ Sen hasreti / Sen tablosun,/ Sen ressam../ Sen kudretli, büyülü,/ Harektli fırça,/ Sen model, sen gerçek torna,/ Sen tüm ışık,/ Ve dahi gölgesin..../ Dr.J.Bapu Reddy/ Çeviren:Dr.Sabiha Nevin İslâm

Custom HTML

BU DÜNYA HEPİMİZİN kuresel ısınma

HOŞ BİR SEDA BIRAKIN GÖNÜL SAYFAMA....

''Herkes kendi zannınca benimle dost oldu.Kimse içimdeki sırrı hiç mi hiç aramadı.'' M.Celaleddin Rumi
 
Eğer içimdeki sırrı arayacaksan dostum ol.(If you look for the secret at my heart,you can become friend with me.)
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
edep edepwrote:

ALLAH'IM SEN BİZİ,YAŞARMAYAN GÖZDEN,ÜRPERMEYEN KALPTEN,
KABUL OLMAYAN DUADAN,AMELSİZ İLİMDEN,
CİMRİ MALDAN,DOYMAYAN NEFİSTEN,HAYIRSIZ EVLATTAN,ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN ŞERRİNDEN,
UZAK EYLE  

SELAMUN ALEYKUM HAYIRLI GÜNLER

Apr. 14
Jan. 31
Es tiempo de Navidad
nostalgia en los corazones
es despertar de emociones
se alivia la realidad
Es el reencuentro esperado
con familiares, amigos
y yo tan feliz contigo
por saberme querido
Tu querer me da alegría
Nochebuena con sentido
porque me siento querido
ya no más una utopía
Son festejos diferentes
a causa de tu  cariño
y contento como niño
me confundo con mi gente
con mis amigos
feliz navidad AMIGA
 
Dec. 15
THIRTY-THREE BULLETS1.This is the Mengene mountain When dawn creeps up at the lake Van This is the child of Nimrod When dawn creeps up against the Nimrod One side of you is avalanches, the Caucasian sky The other side a rug, Persia At mountain tops glaciers, in bunches Fugitive pigeons at water-pools And herds of deer And partridge flocks... Their courage cannot be denied In one-to-one fights they are unbeaten These thousand years, the servants of this area Come, how shall we give the news? This is not a flock of cranes Nor a constellation in the sky But a heart with thirty-three bullets Thirty-three rivers of blood Not flowing All calmed to a lake on this mountain         2.A rabbit came up from the foot of the hill Its back is motley Its belly milk-white A mountain rabbit, pregnant, lost up here Its heart heaved to its mouth, poor thing It can draw repentance from man. The hour was solitary, a solitary time It was faultless, naked dawn One of the thirty-three looked In his body the heavy void of hunger Hair and beard all tangled Lice on his collar He looked, and his arms were wounded This lad with hellion heart Looked once at the rabbit Then looked behind His delicate carbine came to his mind Sulking under his pillow Then came the young mare he brought from the plain of Harran Her mane blue-beaded A blaze on her forehead Three fetlocks white Her cantering easy and generous His chesnut mare How they had flown in front of Hozat! If he were not now Helpless and tied like this The cold barrel of a gun behind him He could have hidden on these heights These mountains, the friendly mountains, know your worth Thank God, my hands will not put me to shame These hands that can flick off with the first shot The burning tobacco ash Or the tongue of the viper Sparkling in the sun These eyes were not duped even once By the ravines waiting for avalanches By the soft, snowy betrayal of cliffs These knowing eyes No use He was going to be shot The order was final Now the blind reptiles will devour his eyes The vultures his heart. 3.In a solitary corner of the mountains At the hour of morning prayer I lie stretched Long, bloody... I have been shot My dreams are darker than night No one can find a good omen in them My life gone before its time I cannot put it into words A pasha sends a codded message And I am shot, without inquest, without judgment Kinsman, write my story as it is Or they might think it a fable These are not rosy nipples But a dumdum bullet Shattered in my mouth... 4.They applied the decree of death They stained The half-awakened wind of dawn And the blue mist of the Nimrod In blood They stacked their guns there Searched us Feeling our corpses They took away My red sash of Kermanshah weave My prayer beads and tobacco pouch And left Those were all gifts to me from friends All from the Persian lands  We are guardians, relatives, tied by blood We exchange with families Across the river Our daughters, these many centuries we are neighbours Shoulder to shoulder Our chickens mingle together Not out of ignorance But poverty We never got used to passports This is the guilt that kills us We end up  Being called Bandits Killers Traitors... Kinsman, write my story as it is Or they might think it a fable These are not rosy nipples But a dumdum bullet Shattered in my mouth Ahmed ARİF (sizin alanınıza çok yakışacağını düşündüm Behram Su)
Nov. 27
Me honra ser parte de tus sensaciones
desde el fondo de mi corazòn...
me siento afortunado a contar
con la amistad de una persona
tan especial... llena de amor y de luz
"La luz que hay en mi,
saluda a la luz que hay en ti"

Gracias mi querida
 amiga


Dios te bendiga
Saludos y mi cariño
Que tengas un maravilloso dia
Nov. 20
ŞEYMAwrote:
güzel bir alan olmus yüreğine sağlık......
Oct. 23
KISACA BEN
İçimde Yaşarım Ben fırtınaları içimde yaşarım! Kâh volkan olur yanarım, Ben sıkıntımı açmam herkese, Dışım bahardır dertleri içime atarım, Ben fırtınaları içimde yaşarım!.. İçimde Yanan Sevda yüklü gönderdiğim mektuplar Cevapsız kalmaz bilirim, Allah var Gemilere hasret yüklerim uzaklara Trenler buram buram gurbet kokar Bugünümüzü Yaşarken Bitip tükenmeyen bir sevda hani gün geçer biter ya, bazı şeyler ve ölüm gelir akla, ama bu hayatta her önemli günde akla ilk gelen yürekten sevilenlerdir. Bir çocuk sıkılganlıyla dile getiririz bunu ya da sevdiğimizi söyleyemeyiz çoğu kez. Ama sevgi insanı şaşkına çevirir, elini ayağını dolaştırır ve hemen belli eder kendini. Davranışlarımız her ne kadar utandırsa da bizi yaprak misali dökülsek de sevdiklerimiz uğruna yeşeririz.harunguven38@spaces.lıvı.com ziyaet edersenız ve msn beni eklersenız sevınırım harunguven38@hotmail.com
Oct. 8
sbelwrote:
hayırlı bayramlar :) sağlık huzur ve mutluluk sizinle olsun...sevgiyle
Oct. 1
BEHRAM SUwrote:
Hazırlamaya çalıştığım sayfamı inceleyen ve buraya yorum yazma inceliğini gösteren tüm takipçilerime teşekkürü bir borç bilirim. Okuduklarınızdan,gördüklerinizden,hissettiklerinizden bir şeyler kazandırabiliyorsam sizlere ne mutlu bana.
 
Sevgiylekalınız
 
Thank  you so much for your visit and message.
best regards
Sept. 30
ESER eserwrote:
  kız kardeşime katılıyorum gerçekten güzel olmuşn . müziğin adresini verirseniz çok güzel olur
:)
Sept. 28
Photo 1 of 3

Custom HTML

February 01

Bir Yol Güncesi

 

                                                             ADA-ATA-MEVLANA

 

 

Basmane Garı ve Bebek

     Hemen yanı başımızdaki koltukta oturan kadının karnı burnunda.Kırk yaşlarında gösteriyor ak düşmüş uzun saçlarıyla. Yıkanmaktan tiftik tiftik olmuş,güneşten iyice ağarmış penye tişortunun yakasına asılan bir de bebe var kucağında. Bas bas bağırmakta hergele.Oğlanmış ve on üç aylıkmış. Annenin dediğinine göre bu yaşına kadar vermeyen Allah iki tane ard arda vermiş. Sanki zembille düşüyor gökten bebekler.Tövbe tövbe. Kucağındaki bebe meğer açlıktan ağlamaktaymış ki, annesinin mavi çantadan çıkardığı biberonu görünce susmasından anlıyoruz. Ama velakin biberon bomboş.O da ne kadın kucağıma veriyor bebesini. ‘’Ablası iki dakika tutuver bakiiim şunu’’ Aha,atladı kalkış saatini bekleyen servis otobüsünden aşağı kadın. Hey,bu bebek bana kalmasın sonra. Karşımızdaki koltukta oturan Ankaralı orta yaşlı çift pis pis sırıtıyorlar düştüğüm tuhaf duruma.Baktım pencereden,anne elinde biberonla karşıdaki çay ocağına gidiyor. Sıcak su alacak sanırım. Oh,rahat bir nefes alıyorum. Ama kucağımdaki bebe öyle değil,bas bas bağırmakta.Hatta çığlık atıyor. Ne ettiysem susturamıyorum veledi. Şaklabanlıklar,ninniler,dualar fayda etmiyor ve Anakaralı çifte doğru uzatıyorum bebeyi. Kadın itiraz edemeden kucağına almak zorunda kalıyor,biraz rahatlıyoruz ben ve bebe. Yer değiştirmenin güzelliği ile çocuk bir susuyor,oh diyoruz tam,otobüze doğru gelen annesinin elinde biberonla görünce koparıyor yaygarayı yine. Aman Allahım,o ne ses öyle. Bu çocuk büyüyünce ünlü bir tenor olur kesin. Anne en nihayet biniyor kalkış saati gelen otobüse ve dayıyor biberonu bebenin ağzına veee,çıt….

Haa,unutmadan:Anne bebek bekliyor demiştik ya.Doktor sekiz günün kalmış demiş iki gün önce.Sanırım otobüste yada az sonra bineceğimiz trende doğuma şahit olacağız.

 

 

Uykum Raylarda

        Balıkesiri geçeli bir saat oluyor.Gece esrarlı ve zifiri  karanlık elbisesini üzerine geçirmiş,herkesi uykuya davet ediyor.Uyumak için uğraşıyorum ama içimdeki yol heyecanından olsa gerek, uykum raylara kaçıyor.

 

 

 Güneşi Uyandırmak     

   Tren Kütahya’yı geçtikten az sonra güneşi uyandırıyorum.Nazlı nazlı kalkıyor bir gün önce yattığı yatağından. Önce uzakta görünen alçak tepeleri kızartıyor sonra biraz daha doğrulup yattığı yerden,hemen rayların ikiye böldüğü buğday tarlalarını ışığa boğuyor.Parıl parıl parıldıyor güneş aleme.Günaydın diyoruz saat 05:50’de güneşe.

 

 

 Ankara Garı ve Atam’ın Anıtı

      Ne büyük bir tren istasyonu. Koca bir saat var tavana asılı 11:00’i gösteriyor biz meşhur yanık Ankara simidi alırken. On bir yaşındaki oğlumla oturup bir de çay söyleyip kemirmeye başlıyoruz gevreklerimizi(pardon simitlerimizi. Ankara gevreği bilmez.) Çiselemeye başlayan yaz yağmuru eşlik ediyor yolculuğumuza. Az ötede Anıtkabirin giriş kapısı.Çantalarımızı emanet edip kapı görevlisine(kızacak kapı görevlisi dediğime duyarsa. Adam koskocaman Yüzbaşı)  Adı Barış Parkı olan ve Anadolu’nun dört bir yanından getirilmiş ağaçlarla kaplı ormanın ortasındaki yokuşu tırmanıyoruz acele adımlarla. Aceleciyiz çünkü Atamızı bekletmemeliyiz. Beş dakika yürüdükten sonra karşımızda sağlı sollu iki kule. İstiklal ve Hürriyet kuleleri.aralarından geçip Aslanlı Yola ayak koyuyoruz. Çok hoş bir duygu aralıklı mermerli bu yolda yürümek.Mermer aralarına ayağımız takılır da düşeriz korkusu ile başımız önde,saygı içerisinde mozoleye doğru yürüyoruz. Ve aslanlı yol üç dakikada bitiveriyor.Ve işte solumuzda bütün ihtişamı ile koca mozole anıtı duruyor. Hayranlıkla izliyoruz.Öylesine sade bir tasarıma sahip ki,öylesine mütevazi bir anıt ki,insan bu sadelik içinde dehşete düşüp, büyük bir hayranlığa kapılıyor. Sabrediyoruz ve sağa dönüp önce müzeyi gezmeye başlıyoruz. Sakarya meydan muhaberesi,Büyük Taarruz,Çanakkale savaşı canlandırmalarını izliyor, duygulanıyor ve diğer bölümlere geçiyoruz. Her yer tarih kokuyor. Bir yanda Mustafa Kemal’in kıyafetleri,el yazması notları.Öte yanda makam otomobilleri,dünya imparatorlarından aldığı hediye kılıçlar.İran,Afganistan,Amerika,Japonya, eski Sovyetler Birliği ve daha nice devlet başkanının hediyeleri sergileniyor müzede. Ve balmumu heykeli. Müze YOLU diğer iki yol kadar kısa sürmüyor.Aslanlı yoldan  mozolenin merdivenlerine tırmanmaya başladığımız ana kadar dört saat geçmiş. Hiç durmadan o kadar saat yürümüşüz müzenin içinde ama merdivenler bize vız geliyor yine de. Ve girişteyiz. Sağımızda haki mavi üniforması ile bir asker elinde parıl parıl parlayan mavzeri ile nöbette. Solumuzda süt beyaz üniformalı bir levent ‘Atam ilkelerinin nöbetindeyiz’ diye haykırıyor sanki. Ve içerdeyiz. Karşımızda Ulu Önder Atatürk’ün lahti. Saygıyla selamlıyoruz tek parça mermerden yapılma ve kırk ton ağırlığındaki temsili mezarı. Asıl mezar bu muhteşem mermer lahtin tam on sekiz metre altında bir odada. Daha mütevazi bir mermer lahitin altındaki mezarda uykusunda Atamız. Ve bu küçük lahtin etrafı, ülkenin tüm illerinden ve Kıbrıs’tan getirilmiş toprakların  içerisine konduğu pirinç vazolarla çevrili. Atamızı ziyaretimiz sona eriyor. O gece Anıtkabirde  kalmak istediğimizi ısrarla kapıdaki Yüzbaşıya( dikkat edin bu sefer direk rütbeden girdim olaya) söylüyoruz ama nafile.Az sonra liseden arkadaşım Talat’ın evine giden dolmuşta buluyoruz kendimizi.Yola çıkalı otuz iki  saat olmuş.Yorgunuz,tatlıca uyuyoruz.

 

 

Konya Ovası ve Telgraf Direkleri     

        Sabah yola çıkmıştık ya dört saat sonra Konya’ya varacaktık ya; işte o vaktin üzerinden üç saat geçmiş. Bir saat sonra Dervişler,Evliyalar kentinde olacağız. Ve uçsuz bucaksız Konya ovasını tam ortadan ikiye bölen karayolunda hızla ilerliyor otobüsümüz. Buğday tarlaları sarı sarı dans ediyor sanki uçsuz ovada. Ufukta minik tepeleri görüyoruz. Tek bir ağaç yok görünürde. Ve tek bir telgraf direği.

 

‘Heeey,nerdesiniz telgraf direkleri,nerde??’

 

Yoktular.Nereye gitmişlerdi. O yolu daha öncede katetmiştim. Nerdeydiler? O güzelim davetleri,kutlamaları ve bazen acı haberleri bir normal,bir yıldırım salıveren bize,o teller,o telleri sırtlayan direkler yok olmuşlardı.Ömür tükettikleri bu ova onlara mezar olmuştu. Ki ne yazık ki mezar taşı diye de başlarına koca koca,masallardaki korkunç devleri anımsatan demir direkler dikmişlerdi. Bilmem ne sel baz istasyonu(!) Cep telefonu şeysiymişler. Hadi ordann!

 

Nerde benim,benden olan,ben olan telgraf direkleri,nerdeeee??

 

 

 Gel

      Otobüs büyük bir hızla Konya’ya giriyor.Aynı hızla sağımızdaki havaalanından Türk Yıldızları gösteri uçuşu için havalanıyorlar. Muhteşem güzellikteki uçaklar ve kahraman pilotlarımız gök semayı yırtarcasına uçuyor ve gözden kayboluyorlar. Otogarda o akşam evimize dönüş yapmak için kullanacağımız diğer otobüsün biletlerini satın alıyoruz önce. Sonra bir adama Mevlana’ya nasıl gidilir sorusunu soruyor ve iki dakika sonra onun lacivert arabasının koltuklarında oturur buluyoruz kendimizi. Sağ olsun bizi Mevlana Müzesine yakın bir yere kadar götürüyor. Şaka değil,yol yarım saat sürüyor otogardan otomobille. Demek ki dönüşümüz dolmuşla ise bir saate yakın sürecek diye düşünürken hayırsever fizik hocası Naci Beyle vedalaşıyoruz.Ne güzel insan! Oğlumun ve benim sırtımda birer sırt çantası, üşüdüğümüz için az önce aldığımız uzun kollu tişortlarımız sırtımızda olduğu halde Rumi’ye doğru yol alıyoruz. İşte orada. Tam karşımızda yemyeşil kubbesi ile bizi çağırıyor:

 

 ‘Gel,yine gel.Kim olursan ol gel. İster put peres,ister ateşe tapan ol. İstersen tövbeni bin kere bozmuş ol. Yine de gel. Bizim kapımız umutsuzluk kapısı değildir.Ne olursan ol gel’

 

Bu en samimi sese kulak verip alçak kapıdan içeri giriyoruz….

 


Destur,A Veliler

 

                ‘Destur var mı Evliyalar? Açık mı kapınız bize? Yol verin a,Veliler!’

 

             Bir ses yanıtlıyor sanki bizi,öyle bir huzur içerisinde alçak kapıdan içeri giriyoruz ki,sanki başımın üzerinde bir hale var. Ben öyle hissediyorum en azından. Önce Horasanlı askerlerin sandukaları önünde Fatiha okuyorum birer birer. Sonra Rumi’nin müritlerinin sanduka başlarında dua ediyor,evliyalardan beni de onlardan kılmaları için yakarışa başlıyorum. Ötede Sultan Veled var. Ardında Kerra Sultan yatıyor huzur içinde. Az ilerde Bahaeddin babanın sandukası Ve O’nun hemen biz tarafında duran ihtişamlı sanduka ise Gönüllerin Sultanı’na ait. Sadece Ona baktık,bakakaldık,şaşakaldık,susakaldık.Dinledik:

 

 

Bişnev in ney çün hikâyet mîküned
                   Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned’

Dinle, bu ney neler hikâyet eder,
                               ayrılıklardan nasıl şikâyet eder

………………………………………………

……………………………………………….

…………………………………………….

Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm
                      Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm
                                  Ham ervâh olan, pişkin  zevâtın hâlinden anlamaz.. 
O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.

 

 

 

                                                                         Bitti

                                       yol bitti       (belki de yeni başlıyor ha?ne dersin?)      

     

January 17

Tam olmak için,önce hiç ol

''Eksikliğinin farkına vardığın zaman,tamama ermeye başlarsın''(Behram Su)
December 30

Nakkaş,iğne ve gergef

NAKŞ BAŞED PİŞ Ü NAKKAŞ Ü KÂLEM
ACİZ Ü BESTE ÇÜ KÛDEK DER ŞİKEM
PİŞ-İ KUDRET HÂLK-I CÜMLE BÂRGEH 
ACİZAN ÇÜN PİŞ-İ SÜZEN KÂR GEH
GAH NAKŞ-İ DİV Ü GEH ÂDEM KÜNED
GAH NAKŞ-İ ŞÂDİ VÜ GEH ĞAM KÜNED Hz.Mevlana
 

anlamayacak...

"Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim,Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim,Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim,ama senden başka kimse duymayacak,Kimse anlamayacak..."Hz. Mevlana Celaleddin Rumi

 

December 22

Mutluluk şerbeti

Çoğu insan ruhunun kucaklayıcı feryadını duymaz da,yılanın tıslamasından farkı olmayan nefsinin sesine kulak verir. Onların sözcük dağarcıklarındaki yegane laf ''mutsuzum''  kelimesidir. Halbuki bilmezler ki, ruhlarının feryadına koşsalar Onlara huzur bahçelerinde nice mutluluk şerbetleri sunulacak.  (Behram Su/Aralık 2009)
December 18

Kutlu Olsun (Rumi'ye)

Düğündeydik hepimiz dün gece
Kutsanmış yüce bir ruhun
müjdesini kutladık gönlümüzce...
December 05

vasiyetname

Birgün terkeyleyeceğim sizin aleminizi,
işte o gün beni masalıma gömün çocuklar..
November 06

Eskici -II-

Eskidi fotoğraflar
raftaki kitaplar
salondaki ısparta halısı
tavandaki kristal avize.
eskidi tencereler
 
eskidi yüzüm
çizikler içinde alnım
ellerimde pütürler
nefesimde hırıltı
gönlümde bir keder.
 
yeni lira bile eskidi
üç yılda.
ne kaldı bize yeni diyecek
ne kaldı
eskimeyen okyanuslarda.
 
nine seslenir durur yüz senedir
pencereden
bahseder eski bir tencereden
dibi kara,kulpu kırık
bir mavi leğen değerinde
eski bir tencereden.
 
eskici ozan der ki
eskidim bu meseleden
uzak deniz eskidi
kelimeler eskidi
şiir eskidi.
 
 
November 03

Eskici -I-

Üç tekerli tahta arabam
doluysa içi eskilerle başka birşey aramam.
Bir teyzeden dibi delik tencere
altında kırık dökük bir pimapen pencere
hepsi eskimiş bir kere
eskimeyen bir tek yetele.
 
İkindi olmadan dükkana varmalı
hurdaları çarçabuk depoya atmalı
üç çeki odun almalı
kuzinede yakmalı
kara soğuktan saklanmalı
 
üçüncü kattan seslenir nine
elinde üç kuruş etmez bir tencere
sanar altından bir hazine
değişirim  bir küçük mavi leğene
değmesin ikimizinde keyfine.
 
arabam dolmuş eskilerle
kiminin güve yemiş hırkası
kiminin paslı koca somyası
bir tek eskimeyen
yeni türk lirası.
 
 
October 26

Ümidin yitmesin oğul!

Gün gelir deniz yarılır.Bize sadece içinden geçmek kalır.
October 10

şükret

Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
August 29

Yeni şeyler söylemek lazım(el sürçmesi)

Hergün biryerden göçmek ne iyi
Hergün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Mevlana
August 28

Ramazan deyişleri 2

Hak Yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.
Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil.
Elif Şafak'ın Aşk isimli romanından
August 27

Samit'in sözü

"Dinleyen her zerreye bir hitabım var benim    
Kâinat isminde hiçten bir kitabim var benim.     
Ya hitabımdan okusun ya kitabımdan beni,     
Yazdığım efsânede on altı bâbim var benim!     
Hey'etimde müttefik magrible maşrik, veche yok, 
Gayr-i mer'i zerrede bin aftâbim var benim`"  N. Tevfik Kolaylı
August 21

Ramazan deyişleri 1

''Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dedi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.''
Elif Şafak'ın Aşk isimli romanından
August 20

Sessizlik

Sevgili Hocamdan Ramazan hediyesi olarak biz dostlarına gönderdiği bu yazıyı sizlere aktarmaktan onur duymaktayım.
Behram Su
 
 
Hep bir sessizliktir aradığım. Sessizlik, sessizlik… Sessizlik.

Sessizliğin dalgalarına salı vermek isterim yüreğimi, dalgalarla kanatlansın, dalgalarla coşsun, dalgalarla yücelsin. Açılsın açılabildiği kadar, yüreğim, düşüncenin ve ince hayalin enginlerinde. Gece yolculuğu gibi… Bir çıkış, bir yöneliş.

Bütün kelimelerin bittiği, tükendiği konuşmaların, özlemlerin ve beklentilerin; muradın tükendiği yere çıkmak isterim. O yer ta uzaklar da mı? Yoksa beride, çok beride mi? Yakınlarda mı? Bilemem. Bir çıkıştır, bir yükseliş, bir eriş… Çıkmak, yükselmek, ermek isterim.

Bilirim; ne kelimeler tükenir, ne harfler ve ne de söz. Asıl söz, sözün bittiği yerde başlar. İnsan, öyle sanıyorum ki, söz olur… Baştan sona söz… Bakışlar konuşur; duruşlar, kalkışlar, duyuşlar ve dokunuşlar… Söz olmak isterim. Bir kelime. Bir harf. Belki bir nokta… Noktada sonsuzluğa ermek… Noktada kendim olmak; farka ermek!

Hep bir sessizliktir aradığım. Lakin benim sessizliğim baştan sona cümbüştür, cilvedir, nazdır, edadır. Coşkunluk. Tıpkı dalgaların tınısı gibi… O ahenk, o ses, o dinginlik. Bir şenlik. Çoğu kimseler bilmez, gerçek şenliğin sessizlikte olduğunu. Bakmayın bu bir birine zıt kelimelerle konuşmama; farkındayım ne istediğimin: Sessizlik, sessizlik… Sessizlik.

Hani o dağların eteklerinden fışkıran serin pınarlar vardır. Eğilip kana kana sularını içtiğimiz pınarlar. Sade, yapmacıksız ve berrak… Tatlı. Serin. İçene haz veren, güç veren, kuvvet veren sular. Tıpkı bunun gibidir, aradığım sessizlik. Serin sular gibi kana kana sessizliği içmek, serinlemek ve yücelmek isterim. Çünkü bilirim; sevgili, sessizler sokağındadır. Kû-yı yârdır sessizlik. Onunla sessizce konuşulur. Ona sessizce erilir. Sessizlikteki coşku, bu erişin coşkusudur. Sessizlikteki şenlik, bu semte varışın şenliğidir. Sessizliğe varış, düğündür, bayramdır. Bu yüzden ben, hep sessizliği ararım. Sessizlik, sessizlik… İlla sessizlik. Prof.Dr.Bilal Kemikli

 

August 19

Kimse Var mı?!! (hala duymayanlara...)

Ses!
Devasa bir ses.Korkunç bir ses.Kulaklarımı sağır etmesinden korkmuyorum.Korkum tam midemin içinde.Ses öyle bir basınç yapıyor ki iç organlarıma,sanırım kusacağım.Bütün bu hislerim saniyeler içinde oluşuyor.Yatak odamda,yanımda hiç tanımadığım bir beden yatıyor.Sanırım kolunun biri yok.Yüzü kanlar içerisinde.Onun bir erkek olduğunu tozdan bembeyaz olmuş bıyıklarından anlıyabiliyorum.Kim acaba bu adam.Ve yatak odamda ne arıyor?Ses hala beynimin içinde yankılanıyor.Bir sızı hissediyorum sol dizimde. Uzanıyorum dokunmak için sızlayan yerime.Ama başaramıyorum.Kolum kalkmıyor.Bir yere sıkışmış olmalı.İşte o an farkediyorum bir yıkıntı altında kaldığımı.Bomba mı attılar acaba? Yoksa bir savaşa mı girdi ülkem.? Kafamın derinliklerinde dalgalanan o korkunç ses yavaş yavaş azalıyor.Dizimde sızı artmaya başlıyor.Diğer kolumu kıprıdatabildiğimi farkediyorum ve sızlayan dizime dokunmak için bir hamle yapıyorum.Elim boşluğa düşüyor.Bir daha uzatıyorum elimi,dizimin olduğu yere doğru.Dokunamıyorum.Sızı önce korkuya daha sonra da dehşete dönüşüyor.Sol bacağımın yerinde olmadığını ancak o an anlıyabiliyorum. İşte o an kusmaya başlıyorum yanımda yatan adamın üzerine. Karanlık içindeyim.Sıkışmışım.Bacağım yok.Nefes alamıyorum.Neler oluyor??Neler oluyor!!?
Gözlerim yeni bir gürültü ile açılıyor.Hafif bir ışık sızıyor kalıntıların arasından içeriye.Sabah oldu galiba.Yaşadıklarımın rüya olmadığını anlıyorum.Dehşetim devam ediyor.Tanımadığım adamın yüzünü görüyorum ve O'nun  altı yıllık kocam olduğunu farkediyorum.Ne kadar masum uyuyor.Ama ne kadar da sessiz ve kıpırtısız.Acım daha da artıyor.Bir an bacağımı hatırlıyorum.Sağ omzum bir beton parçasının altında olduğu için kafamı kaldıramıyor ve kopuk bacağımı göremiyorum.O an nasıl olup da kan kaybından ölmediğimi soruyorum kendime.Elimle tekrar uzanıyorum.Ve bacağımın sağlam kalan yerinin üzerindeki bir kalası farkediyorum.Bacağımı sıkıştırmış ve kan akışını kesmiş olmalıydı bu kalas. İyi ama nerden geldi bu kalas.? Evin içerinde ne işi var.? Evin içerisinde...Evim??Ya peki KIZIM?! Kzım nerede?!!
 
Biricik kızımın mezarının başındayken bunları düşünüyordum.Bedenim koltuk değneklerine dayalı vaziyette yine gözyaşları içerisindeydim.Depremin üzerinden uzun yıllar geçmişti.Kızım bugün yaşasaydı on dört yaşında olacaktı.Ve kabrine koyduğum çiçeklerden daha güzel kokacaktı.Benim yaşayan bir kızım olacaktı.Sesimi duyan kimse var mı?
August 18

es

değilmi ki susmak en çok söylemekti... (Nazan Bekiroğlu)
August 13

Bir söz

Kağıda dokunan kalem;bazen bir kibritten daha çok yangın çıkarır. (S.Fobes)
Bazen de büyük bir yangını söndürür.(B.Su)
August 12

Bayram çocuğuna dönüşen ruhumun şiiridir.

Bugün bedenim bir lunapark coşkusunda
gözlerimde bir gondol çığlığı.
yanaklarımda koca etekli bir balerin döner.
midemde bir ayna komedisi.
ah,bacaklarım
onlar dönme dolap heyecanında.
Beynimin içinde çarpışan kırmızı arabalar
avuçlarıma oturmuş bir çingene fal bakar.
ayaklarımdaysa bir tünel korku saçar.
ya yüreğim
yüreğimde bir atlı karınca melodisi!
 
Hey!!
bugün bedenim bir lunapark coşkusunda
ki
sorma gitsin.
ki
değme gitsin.
Behram Su(adaköy-Ağustos)